Yazı Detayı
27 Mayıs 2020 - Çarşamba 10:25 Bu yazı 50 kez okundu
 
Nasıl Bir Ölüm, Kırk Katır mı Olsun Yoksa Kırk Satır Mı?
Dr. Ramazan Canural
 
 
Çocukken hep  toprakla oynardık. Çocuk aklı işte!.. Evden çıktık mı  sokaklar zaten  uçsuz bucaksız topraktı. Hele toprağın yanında biraz da su bulduk muydu,  oyun oynamanın tadına doyum olmazdı. Çamuru yoğurup   heykel  yapma, toprağa çizgi çekerek sek sek  oynama, karpuz kabuklarından deve katarı  yapıp bunları  bir iple toprakta  yedme, yumuşak toprakta güreş tutma…
Bir gün toprakla oynarken  solucanın birini, farkında olmadan tam ortasından ikiye bölmüştüm. Zavallı solucan kıpır kıpır. Görünce içim cız etti. Diğer yarısı ise   toprağın üstünde hareketsiz  duruyor. Yarım saat kadar başında bekledim. Hareketleri iyice kaybolunca o solucana  topraktan  bir mezar yaptım. Göz yaşları içinde onu  gömdüm. Oradaki minik yükselti artık onun mezarıydı!  Üstüne çiçekler koydum. Kendi çocuk kafama göre cenaze defin işlemlerinde(!)  ne gerekiyorsa hepsini fazlasıyla yerine getirmiştim.
Sonraki yıllarda hayvanlara karşı yoğun  bir sempati ve sevgi duyar olmuştum.  Hayatımda sivrisinek haricinde hiçbir hayvanı bilerek öldürmedim. 
  Zaten bir çiftçi ailesi olduğumuzdan evimizde her zaman bir iki kedi ve köpek bulunurdu. Günlük rastladığımız hayvanlardan  sadece yılan beni çok  korkuturdu, bir de saldırgan köpekler… Bunların dışında hiçbir hayvandan  korku duymam.  Bu sözüme elbette vahşi hayvanlar dahil değil. 
Zavallı hayvanlar!.. Hiçbirinin dili söylemez, meramlarını anlatamazlar. Kendilerine bir zarar  vermemişseniz  onlardan size  bir zarar gelmez.   Şu korona salgını sayesinde  insanoğlunun doğayı  kirletmesi minimal düzeye indiği için yakınlarda bulunan koy ve körfezlerde yunus balıkları keyif çatar hale gelmiş. Akarsular ve denizler temizlenmiş. Doğaya  zarar veren tek canlı eve kapanınca artık doğa bayram ediyor. İçindeki hayvanlarla beraber…
Sivrisineğin dışında  hayatımda hiçbir hayvanı bilerek öldürmedim demiştim ama,  bazen fareler  istisna oluşturuyor. Çünkü onları yaşam alanlarımızdan uzaklaştırmazsak aşırı üreyip yiyeceğe içeceğe zarar veriyor, hastalık saçıyor  ve çoluk çocuğun korkusuna yol açıyorlar.
Geçen gün seradaki  konteynırın içinde bir fare gördüm.  Oradan oraya  zıplıyor. Keyfi yerinde. Kedimiz de yok. Ne olacak şimdi?  Öldürsem, öldüremem…
Hanım dedi ki:
"Nalburlarda fare yapışkanı satılıyor, onlardan bir kutu al da üzerine peynir koyarız yakalanır."
Oruçluyken insan konsantrasyonunu biraz  kaybediyor ve sağlıklı düşünemiyor herhalde.  Hemen bir kutu yapışkan aldım. Eve gelince birden kafama  dank etti. Geçen yıl da aynı yapışkandan almıştık ve zavallı hayvan, peyniri yiyeceğim diye  oraya yapışarak, açlık ve hareketsizlikten  bağıra bağıra ölmüştü. Ama bu öyle bir ölümdü ki, adım adım erime ve feryat figan içinde bir tükeniş… Bu yöntemle  zavallı hayvancağız  belki iki üç günde zor ölürdü.  
    Bu işe aklım yatmamıştı.  Hanıma döndüm dedim ki:
" Bu yapışkanı derhal geri veriyoruz, yerine fare kapanı alıyoruz. Madem farenin bize zarar vermesinden korkuyoruz, bu zavallı için en işkencesizi kapanda ölmektir.  Hiç olmazsa kısa zamanda can verir kurtulur."
  Bu minik farecik  için  maalesef  tanıyabileceğimiz bir yaşam seçeneği yoktu. Mutlaka ölecekti.  Kırk katır mı yoksa  kırk satır mı?  Önemli olan oydu. 
 Allah ölümün de kolayını versin.  Değil mi? 
 
Etiketler: Nasıl, Bir, Ölüm,, Kırk, Katır, mı, Olsun, Yoksa, Kırk, Satır, Mı?,
Yorumlar
Haber Yazılımı