Yazı Detayı
26 Haziran 2019 - Çarşamba 17:03 Bu yazı 79 kez okundu
 
“Şu Karşı Yaylada Göç Katar Katar”
Dr. Ramazan Canural
 
 
"Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer," demiş atalarımız.  Yaşı ellinin altında olanlar  bu yazıdaki  anıları pek  yaşamamışlardır. Kolay değil, yarım asır… Ama öyle tatlı, öyle hoş,  insanı  "taa ötelere"  götüren öyle güzel anılar ki…
Bizim çocukluk yıllarımız için,  gerçekten hayali cihan değer. 
İlçemizin şimdiki adıyla Armutlu, o zamanki adıyla Uluköy Yaylasına göçün  öyküsüdür bu. Bahar geldi miydi biz çocuklarda bir sevinç, bir heyecan başlardı. Mısırlar ekilecek ve  "gün dönümü" geldiğinde yaylaya göçülecek, yaşasın…
Tarih 21 Haziran…
Bak işte hacı Fazlı  Kedikayası Belenine çıkmış elinde hoparlör ya da megafon olmaksızın,  o gür sesiyle "ün ünnüyor:"
           "Beni dinleeeen!.. Beni dinlen!.. Yarın yaylaya göçülceeeek, yarın yaylaya göçülcek !.. Beni dinleeeen……"
Bu ilandan sonra evlerde tatlı bir telaş başlamıştır. Göç hazırlığı akşamdan başlar. Tabii  burada kimse,  yanına öyle  lüzumsuz  eşya alma lüksüne sahip değildir. Çünkü bütün eşyalar  bir  iki eşekle taşınacaktır. 
Bu nedenle  yaylada kullanılacak olan en lüzumlu şeyler alınabilir:  Un, bulgur, tarhana, tuz, toz şeker…  Çaya gerek yoktur.  Çünkü o zamanlar evinde çay bulundurabilen aile sayısı azdır. Çay yerine yaylada "elduran" denilen doğal çay toplanıp o içilecektir. 
Ayrıca yatak, yorgan, nacak, tahra, kürek, kazma, ev yapmak için hasır, kap kacak ve tabii bütün bu yükleri taşımak için o zamanların "turbo motor"  aracı  sayılan eşeklerin  semerine  bağlanan ve ayakları yukarıda, başı aşağıda, yere doğru sallanan üç beş tavuk...  Eşek o kadar yükün altında ezilmeden, yokuşuyla  meşhur  o yayla yolunu aşabilirse sorun yoktur. Aşamazsa  ayaklarını kıvırır, yolun ortasına yatar. Babalar, analar, abiler artık kim varsa; eşeğin kuyruğundan tutup  yukarı doğru zorlayarak ayağa kaldırmaya  çalışırlar  ve çoğu kere de başarılı olurlar. Zavallı garibimin beş on dakika dinlenmesi herhalde ona kâr kalmıştır.
  Zengin ailelerin radyolarında bazen bir türkü duyarsınız, dönemin meşhur sesi Muazzez Turing'den: "Şu karşı yaylada göç katar katar." Türkü sanki bizim için çalınmaktadır. O zamanlar henüz  kimsenin teybi  filan olmadığı için;  sipsiyle, curayla  çalınan "yayla yollarında yürüyen gelin, allı şalvarını sürüyen gelin…"  ya da "Cemilemin gezdiği dağlar meşeli" gibi  yöresel  türküleri dinleme şansınız yoktur. Ancak radyonun  çaldıklarıyla yetinmek zorundasınızdır. Tabii  o da herkes değil, radyosu olanlar…
Artık vakit öğleden sonrayı vurmuştur. Sabah erkenden çıkılan, on bir km. lik yayla yolunun sonuna gelinmiştir.  Aman yarabbi!.. 
Şimdi sanki başka bir dünyada gibiyizdir. İnsan boyuna varan otların arasında yayılan binlerce hayvan… İnek, öküz, at eşek, koyun başta olmak üzere ilçede yetişen bütün hayvanlar sanki oradadır. 
Eşek anırmaları, kuş cıvıltılarına karışmakta, kuzu melemeleri çoban kavallarıyla yarışmakta, yaylanın düzünde "tinge oynayan" bizim gibi veletlerin keyfine diyecek  bulunmamaktadır. En çok da hasırdan yapılmış evlerin yanına  serilen yataklarda yatarken,  gökyüzünde  pırıl pırıl parlayan binlerce yıldızı seyrederek uykuya dalmak biz yumurcaklara  büyük keyif vermektedir. 
Şimdi düşünüyorum da…
  O zamanlar o ilkel pilli radyonun dışında, teknolojinin T sinden habersiz yaşayan bizim nesil mi, yoksa yolda yürürken cep telefonuna bakmaktan elektrik diğerine çarpan yeni nesil mi daha mutlu, karar veremiyorum. 
 
Etiketler: “Şu, Karşı, Yaylada, , Göç, Katar, Katar”,
Yorumlar
Haber Yazılımı