Yazı Detayı
23 Eylül 2020 - Çarşamba 17:46 Bu yazı 66 kez okundu
 
SÜPER ÖĞRENCİ (!)
Dr. Ramazan Canural
 
 
Aşağıdaki öykü gerçek hayattan alınmıştır.
İki fakülte değiştirip üçüncüsünde karar kılmıştı. "İki yılım heba oldu ama, değdi be", diye mırıldandı. Doktor olmanın kapısı aralanmıştı işte. Yetmiş beş yılının o serin eylülünde  kampüse  gelip fakülteye kaydını yaptırırken garip bir heyecan duyuyordu. Çünkü  uzun ve zorlu bir eğitim süreci,  yoğun bir çalışma temposu ve yüzlerce sınav onu bekliyordu.
Geçen yıl okuduğu İzmir'le  önceki yıl okuduğu İstanbul,  memleketine yakın sayılırdı. Ya bu şehir? Rakımın iki bin metreyi bulduğu bu koca plato? 
Şimdi yola çıksa, anca yirmi dört saat sonra evinde olurdu. O kadar  uzaktaydı  yani… 
Hava epey  serindi.  Hatta  bazı geceler soğuk bile oluyordu. Belli ki kış erken bastıracaktı. Yeni yapılan,  ama henüz hizmete açılmayan Araştırma Hastanesinin  "yurt" olarak kullanılan binasına yerleştiler. Odaları altı kişilikti. Üç Tıp, bir Tarih, bir Fars Dili ve Edebiyatı, bir de İşletme öğrencisi, aynı odadaydılar. 
  Hikâyemizin öbür kahramanı da bu odada kalıyordu.  Ama  ilginç bir kişilikti. Meslek Lisesi mezunuydu ve 714 puan alarak o yılki  Üniversite  Sınavında  Türkiye on üçüncüsü olmuştu.  
Meslek lisesi mezunlarını kabul eden Türkiye'deki tek Tıp fakültesi buradaki olduğundan 714 puanla fakültenin en tepesine yerleşmişti. 
Düşünün,  fakültenin taban puanı 470 civarındaydı.
Dersler başladı. FKB (fizik-kimya-biyoloji)  ağırlıklıydı. 
  Öğrenciler derslere  yabancı değillerdi  ve hocaların derste  anlattıklarını - kimisi iyi kimisi kötü de olsa - anlıyorlardı. Ama bizimkisi  öyle değildi. 
FKB derslerinde okutulan konuların  birçoğunu ya  hiç duymamış gibiydi, ya da yarım yamalak bir şeyler anlıyor havasındaydı. 
Akşamları  yurdun  dershanesinde, sürekli  elindeki  insan kemikleriyle dolaşır, asıl dersler olan FKB ye pek zaman ayırmazdı.  Neden böyle yapıyorsun, denildiğinde  " Ben  osteolojiyi seviyorum, diğerlerinden bir şey anlamıyorum ki", derdi. 
O kış öyle geçti. Ama altı ay toprak yüzü görmediler. Her taraf karla kaplıydı.  
Haziranda tüm Üniversite boykota gittiğinden her öğrenci otomatikman bütünlemeye kalmıştı. Sınavlar sonbaharda yapılacaktı. 
Eylül geldi. Sınavlar başladı. Bizim  "714 lük"   oda  arkadaşına  yalvar yakar oldu,  ricada bulundu: 
"Bu istatistik dersinden hiçbir şey anlamıyorum, ne olur arkandaki sıraya oturayım da,  senden kopya çekeyim. "
  Oda arkadaşı yardımsever biriydi. Kabul etti. Sınav başladı. Hoca beş  soru sormuştu.  Arkadaşı şöyle bir baktı. Üçünü kesin yapardı, ama birini hiç bilmiyordu. Birini de,  eh işte şöyle böyle, şüpheliydi… 
Oda arkadaşı dört soruyu  cevaplandırdı ve hepsinde de bizim "714 lük' ün  kendisinden  kopya çekmesine izin verdi.  "714 lük" ,  kağıdı teslim edip sınavdan çıktıktan sonra, oda arkadaşı o şüpheli cevabı sildi ve yeni bir cevap yazdı. 
Sonuç mu?
Kopya  veren  oda arkadaşı  60 alıp sınavı zor geçti. (Geçme notu 60'tı)  Bizim "714 lük"  ise   80 puan almıştı.  
Sonraları bizim  "714  lük" ün bir iki yıl daha FKB ye (Tıp Birinci sınıf) devam ettiği duyuldu.  Ama derslerin bir çoğunu verememişti. 
Daha  sonra  okuldan mı atıldı, yoksa kendisi mi bıraktı, o kargaşada unutulup gitti.  
        714 puanın nasıl alındığı  ise hâlâ  meçhul  (mü  sizce?) 
 
Etiketler: SÜPER, ÖĞRENCİ, (!),
Yorumlar
Haber Yazılımı