18 Şubat 2025 - Salı
Hayır! Hayır! Bunlar Tesadüf Olamaz...
Hayır! Hayır! Bunlar Tesadüf Olamaz...
Yazar - Dr. Ramazan Canural
Okuma Süresi: 5 dk.
152 okunma

Dr. Ramazan Canural
- Bazen öyle gariplikler yaşarız ki, adeta görünmez bir güç “hâlâ mı ibret almayacaksın!” diye karşımızda bas bas bağırmaktadır.
Ama insanlık hali işte; bazen gafletten bazen de işimize öyle geldiği için bir türlü ders almayız.
1989 yılında Van Asker Hastanesinde tabip asteğmen olarak askerliğimi yaparken, ilginç iki olay yaşamıştım. Bana göre bunlar çok anlamlı birer İlahi uyarıydı.
Şöyle olmuştu:
O zamanlar öğretmen adayı olan eşim mart ayında Erzurum’da girdiği “Öğretmenlik Yeterlilik Sınavını” kazanınca ona sarı zarfta bir yazı geldi. Yazıda eşimin 1 Haziran günü Ünye- İkizce Lisesinde (İkizce o zamanlar kasabaydı) göreve başlaması isteniyordu.
Birden şaşırmıştık…
Okulların yaz tatiline girmesine iki-üç hafta kalmıştı ve benim askerlik de eylülde bitiyordu.
Ne yapacaktık şimdi biz!
“Zaten ders yılının sonu geldi, yaz aylarında maaş filan istemeyiz; eylülde başlasa olmaz mı?” dedik…
Olmazmış!
Hemen göreve başlaması gerekiyormuş! “Ama 20 günlük bir hastalık raporu sizin işinizi çözer,” dediler.
Eşim iki aylık hamileydi. Hemen bir rapor aldık. Rapora “düşük tehdidi” yazıldı. Ortada bir hamilelik olduğuna göre rapor tamamen düzmece de sayılmazdı…
Sonraki günlerde yaşadıklarımız oldukça şaşırtıcıydı:
Eşim birden hastalandı ve bizim bebek on gün sonra düştü, iyi mi? Yüce Rabbim belli ki yalancılığı bize yakıştıramamış belki de uygun görmemişti.
İkinci olay şöyle gelişti:
Aynı haftalarda bizim hastaneden bir tabip asteğmen arkadaşın askerlik süresi bitmek üzereydi. Askerlikten sonra Hakkari Devlet Hastanesinde iki yıllık zorunlu hizmetine başlaması gerekiyordu.
Arkadaş ise oraya gitmek istemiyor, hemen bir rapor alıp o süreçte Bakanlıkta adamını bularak başka bir yere tayinini yaptırmak istiyordu.
Arkadaşın viral hepatit (yani sarılık) tanısıyla 45 günlük –düzmece- bir rapor aldığını duyduk. Ama daha sonra gelişen ilginç bir olay ise sanki bizi tam anlamıyla şok etmişti!
Bizim arkadaş rapordan kısa bir süre sonra gerçekten viral hepatit tanısıyla hastaneye kaldırıldı. Ziyaret ettiğimizde gözleri ve yüzü sapsarı bir şekilde hastane odasında yatıyordu. Yüce Rabbim ona da sanki yalancılığı uygun görmemiş ve onun hayalini de (!) gerçeğe çevirivermişti!
Bu iki olay ailecek bize tam bir ders olmuştu.
Sonraki memuriyet hayatımızda ne eşim ne de ben hiç hayali rapor almadık.
Çünkü hayali rapor alınca şunların olacağının farkındaydık:
1-Kişinin raporlu olduğu dönemde dairedeki işler aksamaktaydı.
2-İşler aksamasa bile kişi o raporu alarak işe gitmemekle şu fahiş hatayı yapmaktaydı:
Çalışmadan maaş almak yani hakkı olmayan bir paraya el uzatmak!
Bu elbette bizim yapabileceğimiz bir iş değildi. Hele yukarıdaki canlı örnekleri yaşadıktan sonra…
Sonradan Allah’a şükür iki çocuğumuz oldu. Her iki doğumda da eşim çocuklara iyi bakabilmek için birer yıl ücretsiz izne ayrıldı.
Aslında bu ücretsiz izinlerin bir kısmını bazıları gibi raporla da tamamlayabilirdik.
Ama biz rapor alarak; hem işe gitmeyip hem de maaşımızı tıkır tıkır almak gibi bir “uyanıklığa” kalkışamazdık…
Burada yaşadıklarımı anlatmaktaki maksadım, okuyuculara “ bakın bakın biz ne kadar dürüst insanlarız! ” mesajını vermek değildir. Çünkü bunlar zaten normalde böyle olması gerekiyor.
Buradaki esas amacım 30 yılı aşkın süre hekimlik yapmış biri olarak; ülkemizde bu tür raporlara sık sık başvurulduğunu gözlemlediğimi ve burada hem rapor alanları hem de verenleri er geç hesaba çekecek manevî bir gücün varlığını unutmamamız gerektiğini vurgulamak içindir!
Tabii gerçekten hasta olup da istirahat raporu alanlara asla sözümüz olamaz.
Bu onların en doğal hakkıdır.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları