06 Ocak 2026 - Salı
Nasıl Bulacağız Bu Mutluluğu? Ya da: “Çok Şükür Kalp Hastasıyım!”
Nasıl Bulacağız Bu Mutluluğu? Ya da: “Çok Şükür Kalp Hastasıyım!”
Yazar - Dr. Ramazan Canural
Okuma Süresi: 3 dk.
87 okunma

Dr. Ramazan Canural
-Yeni yıl…
Takvim değişir, rakamlar yenilenir; ama insanın içindeki boşluk, çoğu zaman yerinde durur.
Ve her yeni yılın eşiğinde, neredeyse bir ezber gibi, herkes aynı dileği fısıldar:
Mutluluk…
Peki nedir bu mutluluk?
Neye benzer, nerede durur, kimde konaklar? Onu aramaya kalktığınız an, aslında kaybetmeye başlamışsınızdır. Çünkü mutluluk, aranan bir eşya ya da nesne değil; fark edilen bir hâldir. Bulunmaz… fark edilir. Einstein’ın “İzafiyet Teorisi”ni bilirsiniz.
“Evrende her şey görecelidir,” der.
İnsan da öyledir; sevinci de, acısı da, mutluluğu da…
Kendime bakıyorum:
Benden zengin olana göre fakirim,
Benden yoksul olana göre varlıklıyım.
Benden güzele göre çirkinim,
Benden çirkine göre güzel.
Benden uzuna göre kısayım,
Benden kısaya göre uzun.
Hayat dediğimiz şey, bitmeyen bir kıyas cetveli aslında…
Ve bu cetvelin ucunda mutluluk yok.
Mutluluk insanın içindedir.
Ama görmek, herkesin harcı değildir.
Bakanla gören aynı değildir çünkü…
Göremeyen, bir ömür boyu onu dışarıda arar;
Oysa mutluluk, içinde sessizce çürür gider.
Gariban birine sormuşlar:
“Her şeyin olsaydı, paran hiç bitmeseydi, ne yapardın?”
Cevabı kısa ama ibretliktir:
“Her zaman soğanın cücüğünü yerdim.”
İşte bu cümlede mutluluğun bütün sırrı gizlidir.
Bir KOAH hastası için mutluluk;
Dünyaları verseniz satın alamayacağınız bir şeydir bazen.
Sadece bir dakika…
Oksijen tüpü olmadan, ciğerlerini yakmadan,
Derin bir nefes alabilmek…
Bir dakika yaşamak gibi…
Hiç unutmam…
Tıp Fakültesi öğrencisiydim.
Ninem, tüberküloz mikrobunun omuriliği tutmasıyla felç olmuştu.
Belden aşağısı yoktu artık;
Hayat, belinin altında bitmişti.
Bir gün sordum ona:
“Nineciğim, Allah sana ‘Dile benden ne dilersen’ dese, ne isterdin?”
Gözlerini pencereye çevirdi.
Karşıda, iki ayağı üzerinde dolaşan tavuklara baktı uzun uzun…
Sonra fısıldadı:
“Oğlum, her gün onlara bakıyorum.
Ne kadar mutlular…
Keşke ben de yürüyebilseydim.”
İnsan bazen, bir çift ayak ister sadece…
Bir örnek daha…
Dün eşimle bir hasta ziyaretindeydik.
Evin hanımı üç yıldır felçli.
Evin beyi, yavaş yavaş hafızasını kaybediyor.
Ev kira…
Kapıda zam, içeride hastalık, odalarda yorgunluk var.
İki kızdan biri sırtlamış bütün yükü;
Ama onun omuzları da artık çökmüş durumda.
Şimdi bu manzaraya bakıp da,
“Halimize şükür!” dememek mümkün mü?
2012’de kalbim durmayı denedi.
İki stentle hayata geri bağlandım.
Zaten kırk yaşından beri tansiyonla yaşarım.
Koroner hastası olduğum söylendiğinde,
İlk tepkim ne oldu biliyor musunuz?
Sevinç…Sadece sevinç!
“Yarabbi şükür sana,” dedim.
“Bin şükür…”
Çünkü bizim sülalede,
Ölüm kalpten gelmez çoğu zaman.
Kolon kanseri, mide kanseri…
Yavaş, acıtan, süründüren ölümler…
Babamın eriyerek gidişini gördüm ben.
Karın ağrıları, kusmalar, sonu gelmez hıçkırıklar…
Ve her gün biraz daha eksilen bir insan…
Oysa Rabbim bana belki başka bir yol yazmıştı:
Ani…
Sessiz…
Belki de acısız…(Kalpten ölüm)
Bu az şey miydi?
Mutluluk bazen,
Hangi acıyı yaşayacağına razı olabilmektir.
İçimizde saklı duran o kırılgan mutluluğu…
Her şeye rağmen görebilmeyi,
Şükürle tutunabilmeyi,
Hepimize nasip etsin Yüce Yaradan.
Âmin…
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları

