30 Aralık 2025 - Salı
Tanburî Cemil Bey ve Muhayyer Saz Semaisi
Tanburî Cemil Bey ve Muhayyer Saz Semaisi
Yazar - Dr. Ramazan Canural
Okuma Süresi: 4 dk.
148 okunma

Dr. Ramazan Canural
-Takvimler 2002’yi gösteriyordu.
Henüz “resital” kelimesinin neyi çağrıştırdığını bilmiyordum; peşrev, saz semaisi, longa, medhal gibi kavramlar ise bana çok uzaktı.
Fakat bir akşam Denizli Lisesi’nin bahçesindeki Halk Eğitim Merkezi’nde, Erol Çifçi adlı bir sanatçının ud resitali vereceğini duyduğumda içimde tuhaf bir merak uyandı. Gitmeli, görmeliydim.
Salonun loşluğu, udun ilk tınısıyla dağıldı. Erol Hoca’nın icrasında emek, disiplin ve sadakat vardı. Eserler güzeldi; ama içlerinden biri…
Bambaşkaydı. Tanburi Cemil Bey’in Muhayyer Saz Semaisi. O an, zaman bir anlığına durdu. İlk defa duyduğum bu eser, bir kapıyı araladı; bu musikiye hak ettiği değeri vermeliydim. Ardından koca bir deniz açıldı önümde. Derin, sabırlı ve coşkun bir derya…
Sonra Tanburi Cemil Bey’i merak ettim.1873’te doğmuş, 1916’da bu dünyadan göçmüştü. Sanki kısacık bir ömre sığdırılmış koskoca bir devdi o. Yaylı tanburun mucidi…
Çocukluğumdan beri aşina olduğum “Çeçen Kızının” bestecisi… Birden fazla enstrümanı virtüözlük mertebesinde çalabilen bir deha…
O yıllarda oğlum Faruk, Denizli Belediye Konservatuvarında ud kursuna gidiyordu. On iki yaşında…
Parmakları henüz tellerle tam barışık değildi ama, gönlü musikideydi. Aynı yaşlara geldiğinde kızımı da kanun kursuna başlattım. Konservatuvar, Musiki Dernekleri, evimiz… Dersler, notalar, tekrarlar… Yıllar böyle aktı.
Ailemizin gülleri evlatlarımızın, musiki eğitiminde katkı sunan değerli hocalar, Doğan Tokgöz (rahmetli) , Erol Çifçi, Haydar Demir, İsmail Bergamalı, Tahir Aydoğdu…
İsim değil artık onlar; birer hatıra, emek ve fedakârlık numunesi. Hele İsmail Hoca…
İlerleyen yaşına rağmen, bir buçuk yıl boyunca her cumartesi İzmir’den Denizli’ye geliş gidişlerini unutamam… Bazı yolculuklar sadece kilometreyle ölçülmez sanırım.
Ve küçük Şeyma’nın…
Tanburi Cemil Bey’in Muhayyer Saz Semaisi’ni kanunla çalmaya uğraşırken, o hızlı ritme yetişemediği an…Yürük Semai kısmında hüngür hüngür ağlayışı… Eminim o gözyaşlarında yenilgiden çok, hırs ve müziğe duyulan saf bir sadakat gizliydi.
Hepsi güzel anılar…
Fakat Erol Çifçi Hoca’ya ayrı bir parantez açmazsak haksızlık olur.
Yıllardır Denizli’de Türk Müziğinin omurgasını taşıyan bir duayen. Ege Üniversitesi Konservatuvarı Türk Müziği Bölümünü dereceyle bitirmiş, Denizli Belediye Konservatuvarında hocalık yapmış, ardından Musiki Dernekleri kurmuş bir emek insanı. Ud ve keman sanatçısı, bestekâr, söz yazarı, koro şefi, icracı… Kısacası müziğin her hâline gönül vermiş tam teşekküllü bir musiki sevdalısı.
Geçtiğimiz günlerde, Erol Çifçi Eğitim ve Musiki Derneği’nin, Denizli Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi Özay Gönlüm Salonunda bir konseri vardı. Her şey yerli yerindeydi: Koro kusursuz, saz ekibi diri, ses ve ışık pırıl pırıl, repertuvar ise adeta bir klasikler albümüydü. Kürdilihicazkâr, Hicaz, Segâh, Hüzzam…
Ama seyirci…
Salon ancak yarıya kadar doluydu. “Çamlık’ta Öykü Gürman konseri varmış,” dedi bizim hanım. Sebep ne olursa olsun…
Bir milyonluk Denizli, bu salonu hıncahınç doldurmalıydı.
Gelselerdi…
O güzel şarkıları ve her biri profesyonel sanatçıları aratmayan Süleyman Belenköylü, Özge Sınık, Zehra–Tülay Akça, Emine Kızıltaş, Mustafa Bakır, Nurten Belenköylü, Mehmet Ayduran, Mahinur Dingil ve adını sayamadığım diğer kıymetli solistleri dinleyeceklerdi.
Erol Çifçi başta olmak üzere, emek veren tüm ekibe gönülden teşekkür ediyorum.
Saz semaileri dördüncü hanede biter. Ama etkisi, insanın içinde, yıllarca çalmaya devam eder...
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları

